Uzmanlar, soğuk duşun, vücudun dış kısımlarındaki kanın beyine akım
etmesine ve beyindeki ateşin daha da yükselmesine neden olabileceği
uyarısını yapıyor
Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Çocuk Nörolojisi Bilim Dalı
Başkanı Doç. Dr. Kürşad Aydın, soğuk duşun, vücudun dış kısımlarındaki
kanın beyine akım etmesine ve beyindeki ateşin daha da yükselmesine
neden olduğunu, bu nedenle ateşli çocuklara soğuk duş aldırmamak
gerektiğini söyledi.
Doç. Dr. Aydın, özellikle 6 ay ile 3 yaş arası çocuklarda görülen
yüksek ateşin, gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, ateşli havaleye
neden olabileceğini belirtti.
Ailelerin, çocuklarında görülen ateşlenmeyi önemsemesi gerektiğini
ifade eden Doç. Dr. Aydın, "100 çocuktan 2 ile 5'i ateşli havale
geçirir. Ancak yakın akrabalarda ateşli havale görülen kişi, bebeğini
önceden muayene ettirip tedbirini almalıdır" dedi.
Çocuklarda görülen ateşin düşürülmesi için öncelikle çocuğun günlük
elbiseleri çıkarılarak, ince bir giysiyle bırakılması gerektiğini ifade
eden Doç. Dr. Aydın, şunları kaydetti:
"Oda sıcaklığı 18-20 derece olmalıdır. Koltuk altı ateşi 38 derecenin
üzerinde ise hemen ateş düşürücü şurup verilmelidir. Ateş düşmediği
takdirde, 4-6 saat arayla yeniden ateş düşürücü şurup verilebilir.
Havale için en riskli dönem olan 6 ay 3 yaş arası çocuk bulunan
evlerde, ateş düşürücü şurup eksik edilmemelidir. Ilık su ile yıkamak
veya ılık suyla ıslatılmış pamukla vücudu silmek yararlı olabilir.
Ancak, soğuk duş, alkol uygulaması yapılmamalıdır. Soğuk duş, vücudun
dış kısımlarındaki kanın beyne akım etmesine ve beyindeki ateşin daha
da yükselmesine neden olur. Bu önlemlere rağmen ateşin düşmemesi
durumunda, bebek en yakın sağlık kuruluşuna götürülüp çocuk hekimine
muayene ettirilmelidir.
International Hospital Çocuk ve Adolesan Psikiyatristi Prof. Dr. Aysel
Eksi, çocuk ve dayakla olan ilişkisi hakkındaki soruları yanıtladı.
Sizce Türkiye'de dayak yemeyen çocuk var mıdır?
Var tabii. Bilinçle ve özenle yetiştirilen çocukların çok büyük bir
kısmı dayakla tanışmadan büyür. Ancak dayak konusunu ele alırken şunu
hatırlatmak gerekir ki; nadiren ve çok zorunlu durumda çocuğu fiziksel
olarak cezalandırmakla onu dayakla terbiye etmek arasında fark vardır.
'Her dayak yiyen çocuk ilerde bundan mutlaka örselenir' diyemeyiz. Ben
bir ruh hekimi olarak büyük oğluma bir kez vurduğumu biliyorum. Oğlum
4.5 yaşındaydı ve onu küçük kardeşinin gözüne kalem sokarken gördüm.
Dehşet içinde onu omuzlarından tutup sarstığımı ve poposuna vurduğumu
hatırlıyorum. O anda, oğlumun yaptığı şeyin çok tehlikeli olduğunu
anlatmanın başka yolunu bulamamış olmalıyım, benim de o anda öfkemi
boşaltmam gerekiyordu. Daha sonraki yıllarda oğlumla konuşurken 'biz
seni hiç dövdük mü sence?' diye sordum. 'Hayır' dedi. Çok zorladığım
zaman 'bilmiyorum ama dövdüysen herhalde hak etmişimdir' dedi. Bu çok
samimi bir yanıttı. Çok zorunlu olduğum zaman bu yola başvurmuştum,
bunun oğlumun ruh sağlığın olumsuz etkilediğini söyleyemem.
Dayakla terbiye olmaz
Peki sizce çocuk dayakla terbiye edilebilir mi?
Çocuk dayakla terbiye edilemez. Terbiye, uzun etkili bir eğitim verme,
tutum ve davranış değiştirme biçimidir. Oysa dövülen çocuk için,
annesindeki öfkenin dinmesi önemlidir, aynı davranışları sonra yine
tekrarlayabilir. Pek çok 'dayak arsızı' denilen çocukların neden
dövüldüklerine değil, dayağın sonucuna önem verdikleri görülür. 'Oh ya,
acımadı işte' sözüyle döveni açıkça tahrik ettikleri bile görülür.
Fiziksel cezalandırma yöntemi diyoruz dayağa, çocukları çok olumsuz
etkileyen bir başka cezalandırma biçimi de psikolojik cezalandırmadır.
Çocuğa 'seni bırakır giderim', 'annen olmam', 'seni çingenelere
veririm', 'annene karşı gelirsen ellerin taş olur' gibi tehditler ya da
karanlık bodrumlara kilitlemek gibi cezalandırma yöntemleri de fiziksel
cezalandırma gibi hatta belki daha da ağır şekilde çocuklar üzerinde
olumsuz etki yaratır.
En büyük sorun disiplin
Sizce okullarda dayağın önlenmesi konusunda başarı sağlanabildi mi?
Hayır, hiçbir yerde bu başarı sağlanamadı. Dünyanın çeşitli ülkelerinde
yapılan araştırmalar var. Bu sadece Türkiye'- nin sorunu değil,
İngiltere'- de de tartışılıyor. Ama bir gerçek var ki, öğretmenin
çaresiz olduğu durumlarda kalabalık sınıflarda başvurulan bir yöntem.
Bu konuda aynı yöntemleri kullanarak 6 ülkede yapılmış bir araştırma,
ABD'de bilimsel dergilerden birinde yayınlandı. Araştırma sonuçları
şunu gösterdi: Kendisi sık dayak yiyen çocukların bir başkasına şiddet
uygulama oranı artıyor. Kendisi sık dayak yiyen çocuklarda endişe oranı
yüksek bulundu. Araştırmada ilginç bulunan nokta şuydu; kültürler
farklı da olsa, her kültürde dayağın çocuğun kişiliği üzerinde
bıraktığı izler aynı bulundu.
Çocukluk döneminde anne- babadan dayak yiyen çocuk yetişkinliğinde
dayak atmaya meyilli olur mu? Eğilim artar, olasılık artar. Bilinç
altında çoğu kez dayak atanla özdeşleşme söz konusudur. Dayak atanı
benimser, özdeşleşir onu örnek alır ilerde de kendisi en ufak bir
olayla saldırganlığa geçebilir. Fiziksel şiddet gören çocuğun daha
sonra fiziksel şiddet uygulama olasılığı büyük ölçüde artar ama
kuşkusuz kural değil...
Bu travma, ilerde ne tür sorunlar doğuruyor?
Dayak yiyen çocuğun en büyük sorunu disiplinsizlik oluyor. Cezanın
etkisi azalıyor, bunun sonucunda da disiplin sorunları ortaya
çıkabiliyor. Annelerin dövmesi genellikle biraz daha tolere
edilebiliyor da babaların şiddeti çocukları daha farklı etkiliyor.
Burada kuşkusuz çocuğun yaşı da çok önemli. Özellikle ergenlik
döneminde onuru zedelenen ergende, fiziksel şiddet büyük yaralar
açabiliyor, kin ve nefrete dönüşebiliyor.
Bir çocuğun şiddete maruz kaldığını siz psikiyatrist olarak nasıl keşfediyorsunuz?
Bunu değerlendirmenin çeşitli yolları vardır. Kuşkusuz çocuğun yaşı çok
önemli, küçük çocukların yaptığı resimlerden, oyunlarından onu üzen ve
etkileyen olayları anlayabilirsiniz. Örneğin; bebeklerle bir oyun
düzeni kurdunuz, evcilik oynuyorsunuz. Bu oyun düzeni içinde bazı
bebekler anne ve bazıları da çocuk oldu diyelim. Oyun sırasında bebek
her yaramazlık yaptığında anne bebek, hemen çocuğu bebeği dövüyorsa; bu
çocuğun evde dayakla sık karşılaşmış olduğunu düşünebilirsiniz.
Tecrübeli çocuk psikiyatristleri çocuğun sorunlarını oynadığı
oyunlardan öğrenebilir. Çocuk psikologları için de biraz daha büyük
çocukların yaptığı resimler önemli ipuçları verebilir. Çocuğun yaptığı
resimdeki mor renkler ve siyah karaltılar, çocuktaki dayağın
habercisidir. Çocuklar dayak yediklerini genellikle açık açık
söylemezler. Cinsel tacizde de benzer bir durum vardır. Çocuklar bunu
kendi içlerinde saklar, dile getiremez ama davranışları ile belli
edebilirler. Çünkü evdeki şiddet sadece fiziksel şiddetle, yani dayakla
sınırlı değil. Psikolojik şiddet de çok önemli.
Çocuk resimlerindeki mor renk dayağın ipucunu veriyor
Çocuklar dayak yediklerini asla açık açık söyleyemezler. Ancak bir
psikoloğun çocuğa yaptırdığı resimde dayağın önemli ipuçları vardır.
Çocuğun resminde mor renk ve siyah karaltılar varsa; bu onun evde
şiddete maruz kaldığını göstermektedir
Uzmanlar çocukların tuvalet
eğitimi için en doğru zamanın "iki yaş" olduğunu söylüyor. Ancak bu yaş
sınırı, çocuğun psikolojik durumuna göre değişebiliyor. Bazı çocuklar
dört yaşına kadar tuvalet alışkanlığını edinemeyebiliyorlar.
Tuvalet eğitimi, çocuk gelişiminin en önemli aşamalarından
biri. Tuvalet alışkanlığını kazandırmak için uygun zamanı belirlemek,
bu eğitimin önemini anne-baba olarak kavramak ve eğitimin nasıl
verilmesi gerektiğiyle ilgili bilgi sahibi olmak çok önemli. Alman
Hastanesi'nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Alper Soysal,
tuvalet eğitimiyle ilgili bilmeniz gerekenleri anlattı.
Doğru zamanı bekleyin Çocukların büyük çoğunluğu 18-30
aylıktan tuvalet eğitimine başlamak için gerekli becerileri kazanırken,
bazı çocuklar ise dört yaşına kadar bu beceriyi kazanamazlar. Hiç
telaşlanmayın, bunların her ikisi de normaldir. Çocuk hazır olmadan
başlanılan eğitimlerde, öğrenme süreci uzar. 18 aylıkken eğitime
başlanan çocukların birçoğu dört yaşına geldikleri halde eğitimlerini
tamamlayamamalarına karşın; eğitime iki yaşında başlayanların çoğu,
bunu üç yaşında tamamlamış olur.
Genellikle kız çocukları, erkek çocuklarından daha önce mesane ve
bağırsak kaslarını kontrol etmeyi öğrenirler. Bu yeteneği kızlar
genellikle iki buçuk yaş civarında, erkekler ise üç yaş civarında
kazanırlar. Tuvalet eğitimi için en uygun zaman iki yaş ve sonrasıdır
ve kesinlikle çocuk bu konuda zorlanmamalıdır.
Hazır olduğunun göstergeleri
- Kakasının düzenli, yumuşak ve şekilli olması, altını belirli saatlerde kirletmesi.
- Bezinin günde en az iki saat ve gece boyunca kuru kalabilmesi.
- Kirli bezden rahatsız olması.
- Çiş veya kakasının geldiğini birtakım hareketlerle belli etmesi.
- Bezinin değişmesi gerektiğini, çiş veya kakasının geldiğini söylemesi.
- Büyüklerini taklit etmesi.
- Sizin tuvaleti nasıl kullandığınızı merak etmesi ve izlemesi.
- Oturağına ilgi göstermesi.
- İç çamaşırı giymek istemesi.
Nasıl başlamalısınız?
- İki yaşından sonra bir lazımlık satın alın, evde uygun bir yere
yerleştirin. Lazımlığın "ne işe yaradığı" ve "biraz daha büyüyünce
kullanacağı" konusunda açıklamalar yapın.
- Kolay çıkarabileceği kıyafetler giydirin.
- Önce kıyafetleri ile oturağa oturabilir. Çocuğunuzu, günde
bir kez giyinik olarak lazımlığa oturtun. Bu, kahvaltıdan sonra,
banyodan önce ya da bağırsak hareketlerinin başladığı herhangi bir
zaman olabilir. Burada amaç, bebeğin oturağa alışması, onu günlük
rutinin bir parçası olarak görmeye başlamasıdır. Oturmak istemezse, onu
rahat bırakın. Sakın onu zorla lazımlığa oturtmaya çalışmayın. Eğer
korkmuşsa, sakın zorlamayın. Bu durumda, lazımlığı birkaç hafta ortadan
kaldırıp, sonra tekrar deneyin.
- Çocuğunuz lazımlığa oturmaya ilgi gösterdikten sonra, onu
bezini her kirlettiğinde lazımlığa götürün. Kirli bezi lazımlığa
boşaltın.
- Üstünü çıkarmadan da olsa, çocuğunuz çekinmeden lazımlığa
oturmayı başardıysa, artık onu elbisesiz ve bezsiz oturtmayı
deneyebilirsiniz. Bu aşamada ise birtakım açıklamalar yararlı olabilir;
anne-babanın, varsa diğer kardeşlerin ve herkesin tuvaletini böyle
yaptığını ona anlatın.
- Tuvalet eğitiminde lazımlığı yere koymak, çocuğu tuvalete
oturtmaktan daha iyi olabilir. Bazı çocuklar için lazımlık daha
güvenlidir; çünkü ayakları yere basar ve düşmekten korkmazlar. Eğer
tuvaleti kullanma kararı verirseniz, çocuğunuzun ayaklarını koyabilmesi
için basamak kullanın.
- Çocuğunuz tuvalete gitmek istediğinde ona yardımcı olun,
yanında kalın, eline tuvalette otururken oyalanabileceği resimli
kitaplar, oyuncaklar vs. verin ve lazımlığına tuvaletini yapmasa bile
birkaç dakika oturmasını sağlayın.
- Dört-beş dakikadan sonra çocuğunuzun tuvaletten kalkmasına
yardımcı olun. Eğer bu süre içinde tuvaletini yapabildiyse, aşırıya
kaçmamak kaydı ile onu övün ve ödüllendirin. Eğer tuvaletini
yapamadıysa, bir dahaki sefere yapabileceğini söyleyin.
- Bazen çişten önce kakalarını oturağa yapmayı öğrenirler. Bu yüzden önce kaka eğitimi ile başlayın.
- Eğer çocuğunuzun özellikle bağırsak hareketlerinin başladığı
bir zaman varsa (yemekten sonra gibi), onu o zamanlarda oturağa
oturtun. Eğer kakası geldiğinde belli ediyorsa (sessizleşiyorsa veya
köşeye çekiliyorsa) hemen lazımlığa götürün.
Bebek kelime kullanmaya
başlarken, ilk sözlerinin “baba, cici, mama, meme, ninni” gibi kısa ve
tekrar eden heceler olduğu belirten uzmanlar, çocuğun sağlıklı dil
gelişimi için onunla “çocuk gibi” konuşmak yerine, kelime ve cümlelerin
dil kurallarına uygun kullanılması gerektiği vurguluyor.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı
tarafından gerçekleştirilen araştırmada, dilin “anlatma” ve “anlama
dili” olarak iki bölüme ayrıldığı, bebeklerin dil gelişimi için
doğuştan donanımlı olduğu ve duymaya karşı son derece hassas oldukları
belirtildi.
Araştırmada, bebeklerin 1 aylıkken, yaptığı rasgele hareketleri duyduğu
bir ses ile durdurduğu ve ani ses ya da gürültüyle sıçradığı, 2’nci
ayda konuşanı dinler göründüğü ve gülümseyebildiği, 4’üncü ayda kızgın
ve hoşnut ses farkını anladığı, 6’ncı ayda “bay bay, mama, dede” gibi
kelimeleri tanıyor göründüğü, 8’inci ayda adı söylendiğinde, 9’uncu
ayda da “hayır” denince hareketini durdurduğu vurgulandı.
Araştırmadan çıkan sonuçlardan biri de bebeğin ilk yaşında ise sözel
isteklere jestlerle yanıt verdiği, 12-14’üncü aylarda her hafta bazı
yeni kelimeleri anlar göründüğü ve konuşanın duygusal tonunu daha iyi
anladığı, 16-18’inci aylarda 150 kadar kelimeyi anladığı, 18-20’nci
aylarda istenmesi halinde büyük resimlerde bedenin çeşitli parçaları ve
giysilere ilişkin çeşitli maddeleri gösterebildiği ve “otur, buraya
gel, yapma” fiillerine uygun tepkiler verdiği.
1 yaşında anlaşılan ilk kelimeleri söylüyor
Araştırmaya göre, doğumdan sonraki birkaç gün içinde bombardıman
şeklinde gelen tüm sesler arasından insan sesini, hatta annelerinin
sesini ayırt edebilen bebekler, 2-3 hafta sonra ağlama, esneme ve
homurdanma, 1 ay sonra hoşnutluk sesleri, 2 ay sonra refleks ağlama,
öksürme ve esneme, 2-5 ay sonra gıgıldama ve gülümseme, 4-8 aylar
arasında ses oyunları ve agulama, 6-11 aylar arası hecelerin
tekrarından oluşan sesler, 11’inci ayda kelimelerin taklit edilmesini
gerçekleştiriyor ve 1 yaşında da anlaşılır ilk kelimelerini söylüyor.
Araştırmada, ilk yılın sonuna doğru çoğu bebeğin kelime kullanmaya
başladığı, çocuğun ilk sözlerinin yalnız “baba, cici, mama, meme,
ninni” gibi kısa ve tekrar eden heceler olduğu ve iki yaşına kadar
kullandığı kelimelerin yüzde 70’inin tek heceli olduğu belirtildi.
Kurallara uygun konuşmalı
Doğuştan konuşma yeteneğine ve organlarına sahip olarak dünyaya gelen
bebeğin, bulunduğu toplumun dilini taklit yoluyla öğrendiği ve toplumla
da bu dille iletişim kurduğuna dikkat çekilen araştırmada, çocuğun
sağlam bir dil yapısına sahip olabilmesi için, onunla konuşurken,
“çocuk gibi” konuşmak yerine kelime ve cümleleri dilin kurallarına
uygun olarak kullanmak gerektiği vurgulandı.
Yeni doğan bir bebeğin oyuncaklara gereksinimi olmaz; ancak, iki ya da üç aylık olduğunda onlara daha fazla dikkat etmeye başlar ve ilk doğum gününden sonra vazgeçilmez olacaktır. Oyuncaklar önemlidir: günün belirli zamanlarında televizyon seyredemezsiniz ya da anne-babalar ve çocuklarla ilgili reklamlara boğulmamış bir dergi okuyamazsınız. Ayrıca, tün anne-babalar çocuklarının “ilerleme kaydetmesini” ister, bu nedenle oyuncakların gelişim sağladığı düşüncesine katılmaları çok kolaydır.
İLK 3 AY
Oyuncak
Öğretici Değer
Hareketli, özellikle müzikli, parlak renkli ve basit biçimli olanları seçin
Bebeğin dikkatini toplamasına ve şekil tanımasına yardım eder
Plastik Halka
El denetimini ve eşgüdümünü geliştirir
Çıngırak
El denetimini ve el-göz uyumunu geliştirir; bebeğe bedenin bittiği oyuncağın başladığı yeri öğretir; etki ve tepki
Atlı karınca etrafındaki ayıcıklar
Bebeğin odaklanmasını sağlar; uzanmaya teşvik eder; büyüdüğünde onlarla konuşabilir
Asılı oyuncakları olan oyun minderi
Çeşitli dokunma deneyimlerini sunar; etki ve tepkiyi öğretir; uzanmaya teşvik eder
Müzikli, çekilen oyuncak
Etki ve tepkiyi öğretir
4 - 6 AY
Oyuncak
Öğretici Değer
Bez bebekler ve diğer yumuşak oyuncaklar
Düşsel oyuna teşvik eden, avutucu nesneler
Yumuşak top
El-göz uyumunu geliştirir
Ayna
Benlik kavramını besler
Parlak renklerde ve farklı şekillerde yumuşak bloklar
Renk ve şekilleri tanımaya yardımcı olur
Oun minderi/oyun merkezi
Etki-tepkiyi öğretir
Diş çıkarma halkaları
Rahatsız dişetleri yatıştırır
Kumaş kitaplar
Dokunma deneyimi kazandırır; kitap sevgisini besler
7 - 8 AY
Oyuncak
Öğretici Değer
Bloklar
Boyut algısını güçlendirir, renk ve şekil tanımayı sağlar
Toplar
El-göz uyumunu ve dengeyi sağlar
Ayna
Benlik duygusunu geliştirir
Tahta kitaplar
Eğlenceli; sözcük dağarcığını çoğaltır
Telefon
Yartıcı oyun sunar, iletişim becerilerini arttıtır
Kutudaki yaylı kukla
Nesne kalıcığını öğretir
9 - 12 AY
Oyuncak
Öğretici Değer
Kaplar
Nesene kalıcılığını öğretir
Üstüste yığılan oyuncaklar
Boyut algısını güçlendirir
Delikli herhangi bir şey
Nesne kalıcılığını öğretir
Banyo oyuncaklar (duş, kepçe, kova)
Ölçme ve tartmaya yardım der; yeni ortamları keşfetmeye cesaretlendirir; güvenli "özgür" oyunla tanıştırır